Bayağı bir süredir istek listemde olan ve hemen hemen Steam hesabına sahip herkesin en az bir defa denk geldiği Dragon's Dogma: Dark Arisen isimli rol yapma oyunumuza, ağır dilinden çekindiğim için pek yaklaşamayan ben, kendilerine kısa süre önce şans verdim ve bitirdim. Nasıl tahmin edebildim bilmiyorum ama bu oyunun dili gerçekten çok tuhaf. Maalesef çoğu zaman basitlikten oldukça uzak antik antik kelimeler kullanmak bir yana, -it's- yerine bile -'tis- kullanmanın manasını anlamadım.
Aslında başlarda, özellikle yabancı dilini geliştirmek isteyenler için iyi bir fırsat olacağını düşündüm. Mesela oyunlarda nadiren rastladığımız, genelde Rockstar oyunlarında gördüğümüz, kaçırdığınız diyaloglar veya yönlendirmeleri menüden tekrar görebilme özelliğinin olması hoşuma gitti. Ara sahneler dışında diyaloglardaki her cümleden sonra tuşa basıp geçme olayı da dil bilgisi zayıf olanlar için iyi bir fırsat. Ama işte o kelimeler... Neyse, lâl-ü ebkem bırakan bu dilin muhâkemetü'l-lugateynine çok girmeyelim.
Yedinci nesil oyun konsollarına çıktıktan 4 sene sonra PC'ye uyarlanan yapım dışarıdan bakıldığında daha önce birçok defa örneğini gördüğümüz kötü portlara benzerken, mekanik olarak iyi bir seviyede olduğunu söylemek mümkün. Normalde böyle bir oyunu bilgisayarda oynadığınızda becerilerin klavyede sayı tuşlarına atanabildiğini görürsünüz. Konsollarda ise bir tuşa basılı tutarak skill menüsünü açıp, oradan seçim yaparsınız. İşte bu oyunun en tuhaf, ama bir o kadar da eğlenceli olan yanı, bilgisayara da konsol şekli ile aktarılmış olması. Burada yapımcıların tembelliği biraz yok değil, ama oldukça akıcı ve rahat hissettiriyor. Bir yerden sonra aynı şekilde aynı skill'leri kullanmak sıkmaya başlasa da...
Keşke sorunumuz da skill kullanmak olsa. Maalesef oyunun sonlarına doğru aktif becerilerinizi kullanmak dezavantajınıza oluyor. Ya da düşmana en çok zarar veren ve en hızlı olan beceriniz artık bariz olduğu için diğer her şeyin kullanımı saçma geliyor ve kendinizi sürekli aynı tuşlara basarken buluyorsunuz. Bu her sınıf için aynı. Fakat daha kötüsü var, büyücü. Bu oyunda büyücü karakter açılmaz. Her zaman büyücü karaktere bir sempatim olsa da RYO'larda yakın dövüş özlemimden dolayı savaşçı kullanırım. Yüzyılın şanssızı olarak hadi bu oyunda bir Gandalf yapalım dedik, hata ettik, ben ettim siz etmeyin.
![]() |
Gelin çocuklarım, ışık bize yol gösterecek... |
Bir kere zaten büyücüler diğer sınıflara göre hantal kalıyor. Normal, değil mi? Fakat işin kötü yanı büyü becerilerinin hasarları, bu becerilerin kullanımı sırasında beklenilen süreye değmiyor. Bırakın bir büyücüye yakışacak şekilde devasa hasarlar vermeyi, çoğu zaman bir savaşçı veya okçuya yaklaşamıyor bile. Hantallığı ve düşük savunması da yanınıza kâr kalıyor. Bazı yaratıkların belirli kısımlarına saldırmak gerektiğinde, savaşçı zıplayarak veya tutunarak güzelce kılıcından faydalanırken, okçu istediği yere nişan alıp güzel güzel hasar verirken büyücünün nişan alma özelliği bile olmadığından, zaten berbat hasar veren -ya da hiç hasar vermeyen(!)- birincil "spell" büyüleri bir halta yaramıyor. Sadece fiziksel hasar ile can veren yaratıklar var yahu! Daha ne diyeyim.
Oyunda büyücülere evlatlık muamelesi yapılmasının tek belirtisi bu değil. Düşen item'ların %90'ı da yine büyücü sınıfının kullanamayacağı şeyler. Kılıç, kalkan, yay, zırh... Özel bir asa bulurum diye bakmadığım yer kalmadı. Yine de yalan yok, aslında sınıf değiştirmek çok kolay. Oyun boyunca birçok defa aklımdan geçmedi değil, ama elbet gelişeceğimi, yeni beceriler açınca düzeleceğini sandım. Olmadı, ve bir zamandan sonra da yeni sınıfı geliştirmek ve ona beceri kazandırmakla uğraşma düşüncesi zor geldi.
Oyuna başlamadan önce birkaç yerde oyunun zorluğu ile ilgili bazı yorumlar görmüştüm. Hatta her yazımda ismini anmaktan yorulduğum o malum oyuna benzetiliyordu. Kayıt sistemi korkutmasın, her yerde oyun kaydedilebiliyor. Ama her bu tarz oyundaki gibi F5 tuşu ile hızlı kayıt yapmak yerine menüyü açmak gerekiyor. Ve maalesef farklı kayıt slotları oluşturulmuyor. Geri dönmek isteyenlerin canı sıkılabilir. Harita ve günlük menülerinin de kısayol tuşu olmadan, sadece menüden açılabildiklerini ekleyeyim.
Oyunun bazen sadece size bir kişi veya yer ismi söyleyip haritada işaretlememesi biraz ortada bırakıyor, ama çenesi kapanmayan yoldaşlarımız neyse ki ne yapacağınız hakkında ipuçları veriyorlar. Aldığımız görevlerin ana ve yan görevler olarak ayrılmaması da dışarıdan kafa karıştırıcı gibi görünse de, açıkçası oyunda yolumu hiç kaybetmedim. Az çok hikâye takip edildikçe kimsenin yolunu bulamayacağını düşünmüyorum.
Hikâye demişken, dilin zorluğundan yakındım ama bu oyunda en çok sevdiğim olaylardan biri; hiçbir NPC'nin kafa şişirmemesiydi. Derdi olan bir arkadaşın yanına yaklaştığımızda, bir New Vegas vatandaşı gibi kimsenin umrunda olmayan hayat hikâyesini anlatmak yerine birkaç cümleyle sorununu, ve nasıl çözüleceğini anlatıp zamanınızı çalmaması, uzun zamandır RYO'larda görmek istediğim tarzdan bir şey. Üstelik bunu yaparken oyuncuyu "ayakçı" gibi göstermemesi de takdire şayan. Daha da güzeli var, dolaşırken bir sürü doküman ile uğraşmıyorsunuz, ve bulduklarınızda da yine uzun uzun yazılar yerine ne anlattığına dair ufak bir özet görüyorsunuz. Mükemmel!
Tamam, bir şekilde yolumuzu buluyoruz ama, oyunun birçok şeyi oyuncuya öğretmemesi de kızılmayacak cinsten bir olay değil. Mesela birincil veya ikincil saldırı tuşlarına 4 sn boyunca basılı tutunca daha güçlü bir saldırı yapılabileceği gibi. Yaptığım büyüleri otomatik hedefleme yerine manuel kullanmak istediğimde, mümkün olabilecek tüm tuşları denedim. Ama meğer koşma tuşuyla manuel moda geçiliyormuş! Koşma tuşu! Oyun bunu söylemez ise, nereden bileceğim ben?İşin kötü kısmı bunları öğrendiğimde oyunun son çeyreğindeydim. Ve evlere şenlik ek paketine de girmek üzereydim. İşte bu kahrolası ek pakette, tam bir souls havası mevcut. Büyük mü büyük bir labirente girdiğimiz bu yolculuk, en başlarda çok güzel gözükse de, kısa bir süre sonra, her köşesinde dayak yediğiniz bir maceraya dönüşmekte. Oyun deneyiminizin %40'ının kendini idare etmek bilmeyen yoldaşlarınızı diriltmekle, %40'ının iksir ve ıvır zıvır kullanmakla, geri kalan %20'nin de farenin sol tıkına abanmakla geçtiği berbat bir bölüm bu. İnternetinizi açıp saatlerinizi taktik öğrenmekle harcamadığınız sürece bir adım ilerleyemeyeceğiniz bir bölüm. Tabii bir de büyücü iseniz, yandınız!
Ana oyuna dönecek olursak, her yere yaya gittiğiniz için gözünüzde büyüyecek ama çok da büyük olmayan dünyasında, hemen hemen her mekânı ikinci defa ziyaret etmek zorundayız. Akıllılık yapıp oyunun mantığını çözdüyseniz, gittiğiniz uzak bir yerde hızlı seyahat noktası oluşturursunuz ve oraya dönmek kolaylaşır. Aksi takdirde üzülmeyin, yalnız değilsiniz. Evet, hızlı seyahat noktaları oyuncu tarafından oluşturuluyor ve bunun için nadiren bulunan kristaller kullanıyorsunuz. Fakat zamanında oyuna gelen son güncellemeyle de, en azından bu noktalara giderken kullanılan ayrı bir taşın yerini, sınırsız kullanıma sahip bir taş almış. Oyuna başlandığında bu taşı stoktan almak gerekiyor.Oyunun hikâyesi de... Ne yalan söyleyeyim çok ilgi çekici gelmedi ama sıkıcı da değil. Tıpkı Son Hava Bükücü çizgi dizisinde olduğu gibi dünya üzerinde belirli aralıklarla var olan özel güçlü şahsiyetlerden biriyiz ve başka evrenlerden gelen yoldaşlarımız var. Ben oyunu çevrim dışı oynadım fakat sanıyorum ki bu yoldaş sistemi ile başka oyuncuları takımımıza dahil edebiliyoruz, aksi hâlde sınırsız yoldaş seçeneği arasından, oyun boyunca sürekli yoldaş yenilemesi yapmamız gerekiyor. Çünkü seviye atlamıyorlar. Bunların arasında bazı gevezeler çıksa da, oyun boyunca size "hocam bugün çok yakışıklısınız maşallah" şeklinde davranılıyor. Bu arada ben yoldaş diyorum ama, oyunda "pawn", yani piyade olarak geçiyor. Ya da piyon(?)
Bazen güzel ve şaşırtıcı yan görevler de yaptığım oldu. Bazen de zor seçimler yapmak zorunda kaldım. Yapım bu konuda tabii ki rakiplerinden bir adım geride olsa da, benzeri tüm oyunlara fark atan güzel bir yanı ile öne çıkıyor. Bu tarz rol yapma oyunlarında pek alışık olmadığımız, sanki bir hack & slash oyunuymuşçasına güzel dövüş animasyonlarıyla çıkıyor karşımıza. Yakın dövüş karakterlerinin kılıç-hançer sallamalarından zıplayıp yuvarlanmalarına, her animasyona özen gösterildiğini görüyoruz. Konuşmalarda değil tabii, hayır... Diyalog sırasında herkes yine put gibi durup konuşuyor. Bazen de konuşmadığı hâlde saçma saçma hareketler yapan karakterler var.Yazımın başında bahsettiğim port olayının kötü yanlarından biri de burada göze batıyor. Zaten konuşurken kaskatı durup bir tek ağızları oynayan karakterlerin, ses ve ağız animasyonları uyuşmuyor. Herhalde 30 FPS için ayarlanmış oyunun daha yüksek kare oranlarında çıkabilecek sorunları kimsenin umurunda olmamış. Bu teknik sorunlardan biri de, bazı yerlerde görüş alanının geç yüklenmesi. Hatta bazen yaratıklar veya karakterler de sonradan yüklenebiliyor.
Oyun baştan aşağı tuhaflıklar ile dolu. Bu tuhaflıklar bazen şaşırtıyor, bazen kızdırıyor, bazen ise güldürüyor. Daha oyunun başlarında yerleşkeden çıktığım gibi yanımdaki yoldaşların sağı solu araştırması, bitkileri toplayıp sandıklara göz atması çok değişik geldi mesela. Kendi karakterimi yapalı çok geçmemişti ki oyunun sonuna kadar yanınızda olacak ilk yoldaşımın tasarımını yine bana bırakması, o gece oyunu kapattırdı. Japon kafasıyla yapılmış bazı sahneler saçma gelmedi değil, yer yer oyunun çaresiz bırakması kızdırmadı değil. İki defa boss dövüşünün ortasında boss'un kaçması, sanki gerçek bir oyuncu yönetiyormuş gibi savaş sırasında yoldaşların boş boş zıplaması...
Her şeye rağmen şans verdim bu oyuna, ve herkese de şans vermesini öneririm. Hâlen daha bir dahaki oynayışımda ne yapacağımın hayalini kuruyorsam yeteri kadar iyi demektir. Daha sonradan MMO'sunun çıkması, bu oyunu sanki bir "pawn" gibi gösterse de, yine devam oyununu, tüm sorunlarından arınmış olması umudu ile bekliyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder
*Yorumlarınız onay aşamasından geçmektedir.
**En fazla 1 gün içerisinde cevabıyla birlikte görebilirsiniz.